yazının yayın tarihi: 24.01.2010
http://www.birgun.net/culture_index.php?news_code=1232793198&year=2009&month=01&day=24
Zuhal Olcay. Bu iki ismin yan yana gelişi ve insanlara hatırlattıkları hep iltifat dolu oldu. Bu iki nam tek bir insana tekabül edince akıllara hep Türkiye’nin en önemli sanatçılarından biri geldi. Bakmayın siz benim di’li geçmiş zaman kullandığıma, hala da öyle olmaya devam ediyor. Taze albümü ‘Aşk’ın Halleri’yle de bizlere bu gerçeği çok güzel bir şekilde hatırlattı Olcay.
Benim henüz dünyaya gelmediğim zamanlardan beri sanatını icra etmekte olan Zuhal Olcay’ı dinleme-izleme fırsatım ancak 90’ların sonu 2000’lerin başında mümkün oldu. Ve ben hep aynı konsept albümlerde olduğu gibi hayatını aşk konseptiyle yaşayan ve sanatını aşkla besleyen bir kadın olarak canlandırmışımdır gözümde Olcay’ı. Herhalde bu kanıya albümlerindeki havadan, şarkı sözlerinden, parçaları icra edişinden ama en çok da sahnedeki halinden dolayı varmışımdır. Bu bahsettiğim sahne performansları Bülent Ortaçgil’le ortak olarak çalıştığı dönemden konserler ve milenyum sonrası rol aldığı oyunlar olarak okunabilir. İşte ben bu dönemler içinde (daha öncesi için bir yorum yapamam ama önceki dönemlerde de böyle olduğuna dair kanaatler var) kendisini ne zaman sahnede görsem aklıma hep Hilmi Yavuz’un Nazım’a yazdığı şiirden “Hüzün ki en çok yakışandır bize” dizesi konar. Sanırım onun sahne halini tek bir cümle bu kadar güzel anlatabilir. Sahnede mi bu hüznü oynadığını yoksa hep mi öyle olduğunu asla öğrenemeyeceğiniz bir halet-i ruhiye yansıtırdı seyircilerine ki bu durum tam bir bilmece halini alırdı. Söylediği şarkının bitişiyle birlikte bizlere bahşettiği gülüşü, anında bu hüzünlü duruşuna çark edebilirdi. Ama şunu da itiraf etmeli ki, bu duruş ona bir zarafet katmakta aynı zamanda sanatının da temel taşlarından birini oluşturmakta bu olgunluk döneminde.
Benim bugün Zuhal Olcay’ı bu sayfaya konuk etmemin sebebi malumunuz olduğu üzere yeni albümü. Zuhal Olcay’ın müzikal yolculuğunu iki safhaya ayırmak ve yeni albümünü bu evrelerin ışığında incelemek en ideal olanı bence. 90’ların başında ‘Küçük Bir Öykü Bu’ albümüyle başlayan Vedat Sakman ortaklığı ‘İki Çift Laf’, ‘Oyuncu’ ve ‘İhanet’ gibi şahane albümlerle 90’ların sonuna kadar devam etmişti. Zuhal Olcay’ın hayatının gidişatını etkileyen birçok kilometre taşı vardır, Devlet Tiyatrolarından istifası, ilk sinema film teklifine evet demesi gibi, ve belki de Bülent Ortaçgil’le birlikte çalışmaya başlamaları bunlar arasında en önemlilerinden biriydi. Biri 2001, biri de 2005 olmak üzere iki tane Başucu Şarkıları adlı albüm yaptılar ki isminin hakkını veren, bize oturup dinlemek düşmüştü ağzımız açık.
İşte bu ortaklığın son meyvesi ‘Aşk’ın Halleri’ adlı su gibi duru bir albüm oldu. Baki Duyarlar, Gürol Ağırbaş gibi enstrümanlarının hakkını veren, kalburüstü müzisyenlerle çalışılmış bu albümde de. Yukarıda bahsettiğimiz üzere gelenek bozulmamış, yine tematiği aşk olan bir albüm ortaya çıkarılmış Zuhal Olcay’ın muhteşem yorumuyla. Bu on şarkılık yolculukta hüzünleri sevinçleri, endişeleri mutlulukları sanki biz yaşıyormuşçasına hissedeceğiz. Derinde adlı parçayla açılıyor albüm ve Klasik Türk müziği öğelerinin yanında elektronik dokunuşlarda göze çarpıyor. Yine Aşk Var, Aşk Bana Zor Geliyor ve Halka Açık gayet eğlenceli melodilere tutunmuş şarkılar, sözleriyle gülümsemenizi dahi sağlıyor. E tabi her şey zıttıyla güzel; Aşkın En Mavi Zamanı, Eski Resimler, Şermin ve Gitme Vakti gibi şarkılarla da duruluyorsunuz, sanki zaman yavaşlıyor ve o an sadece Olcay’ın buğulu sesi odayı kaplıyor. Tiyatro ve sinema alanında sayısız ödüle sahip olan Zuhal Olcay bu albümüyle müzik alanında da diğer sanat dallarından hiç de aşağı kalmadığını, hatta yeri geldi mi çok daha iyi olabileceğini hepimize gösteriyor.
Zuhal Olcay / Aşk’ın Halleri / Ada Müzik














